Hem ABD’nin umurunda mıydı İngilizleri yendiğimiz zafer? Asıl dert İngilizlere düşüyordu. Onlar değil miydi 1939’da parasını ödediğimiz Muavenet-i Milliye adlı muhribimizi harpte kullanıp eskittikten sonra 1946 yılında törenle bize teslim edenler… Hem de İsmet Paşa ve Şükrü Saracoğlu’nun İstiklal madalyalarını takarak (!) katıldıkları resmî bir törenle.
Kûtu’l-Amâre zaferi neden unutturuldu?
29 Nisan 1916 günü Kûtu’l-Amâre’ye sıkışmış bulunan General Townshend komutasındaki 13 bin kişilik İngiliz tümeni 143 günlük bir kuşatmadan sonra Osmanlı kuvvetlerine kayıtsız ve şartsız teslim oluyordu. Bu, Majestelerinin ordusunun o zamana kadar uğramış olduğu en büyük “yüz karası”ydı.
Latife Hanım Konuşursa Neler Olur?
“29 Ocak 1923 Pazartesi- 4.00 sonra Kemal Paşa’nın nikâhına gittik. Paşa Latife Hanım’la karşılıklı oturdular. Fevzi Paşa ve ben Paşa’nın şahidi olarak tarafeynine (iki tarafına). Vali Abdülhalik Bey’le, yaveri Salih Bey hanımın tarafeynine. Paşa imama dedi ki: Ben Latife Hanım’la evleneceğim, muamele-i lâzımesini (gerekli işlemi) yapınız. İmam da tarafeyne (iki tarafa) sordu. Mihr-i muaccel beynehümâda (gelin ile damat aralarında halledecek), mihr-i müeccel 10 dirhem gümüş olarak nikâh kıyıldı.” (Günlükler, 2, YKY: 2009, s. 843-844)
Kâzım Karabekir Paşa 73 Yıl Önce Sansürcüleri Böyle Uyarmış: “Hakikatlerin Örtbas Edilmesi Tarihimize Karşı Suçtur”
Cumhuriyet devrinde mazinin yıkılması ve tarihin gerçeklerden koparılması girişimlerine karşı göğsünü siper ederek unutulmaz ikinci bir millî mücadele vermiş bulunan Kâzım Karabekir Paşa’nın aşağıda bu hâliyle ilk kez yayımladığımız 29 Eylül 1944 tarihli mektubu yakın tarih tartışmalarına ışık tutması bakımından çok mühimdir. 2. Dünya Savaşı yıllarında yakın tarihteki bütün emeklerinin silindiğinden mustarip iki paşa arasındaki […]
Osmanlılar Kudüs’ün Hizmetkârları
Mekke, Medine ve Kudüs. İslam inanç ve medeniyetinin sacayağı bunlar. İslam’ın kalbgâhını teşkil ediyorlar. Üçü de birer “harem-i şerif” barındırıyor sinesinde. Başka bir deyişle bir Müslümanın ölmeden önce gitmesi gereken üç kutlu mekânı.
Sultan Vahidüddin’in Kur’an’ın Basılmasını Yasakladığı Yalanı
Maalesef tarihe belgeleri eğip bükerek istediğini söyletme vak’alarının sayısı zannettiğimizden çok daha fazla. Hatta bu gayretkeşlik “iyi” diye bildiğimiz tarihçilerin kitap ve yazılarında dahi zaman zaman karşımıza çıkabiliyor. Bu durumda hakkında çatla patla bir buçuk sayfalık bilgi bulunan bir tarihî kişilik hakkında yüzlerce saatlik dizi film çıkaran senaristlere şaşmamak gerek. Mesela Sultan II. Abdülhamid’in sözde […]
Sultan Abdülhamid Şifresi
Tam 33 yıl süren ve Sultan IV. Mehmed’den sonraki en uzun süreli hükümdarlığı sırasında en ağırı 93 Harbi’nde olmak üzere bazı toprak kayıpları yaşanmış olmasına rağmen imparatorluğun geleceğini emanet edeceği Müslüman omurgayı büyük ölçüde zedelenmeden korumayı başarmıştı.
Sultan Abdülhamid’in Vefatı
Şair ve merhum Sultan’ın cenazesini evlerinin pencerelerinden gören kadınlar tabutunun arkasından “Bizi bırakıp da nerelere gidiyorsun?” diye hazin hazin feryad u figan ediyorlardı. Sevgili oğlu Şehzade Burhaneddin ise “Bir daha böyle bir hükümdarı bulamayacaklarını” Beylerbeyi Sarayı’nın boş odalarında İttihatçıların yüzlerine haykırıyordu.
27 Mayısçılar Ellerinden Gelse Ezanı Yeniden Türkçe Okutacaklardı
1932-1950 arasında CHP iktidarı tarafından icra edilen ezan zulmü 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da canlandırılmak istenmişti. Ezan-ı Muhammedî tam 18 yıllık ‘gurbet’ veya mahpusluk döneminin ardından yeniden Türkiye ufuklarında çınlamaya başladıktan sonra dahi Türkçe ezana dönmek için uğraşan habis ruhlular hep var oldu.
Fetretten Fethe Hangi Ruhla Yürüdük?
Düşünün, savaş henüz bitmemiş ve başkomutan da olan devlet başkanı harp meydanında öldürülmüş. Panik an meselesi… Her şey bitebilir… Lakin “devlet aklı” o tarihte bile o derece gelişmiş durumda ki Osmanlı’da, hemen Yıldırım Bayezid çadıra çağrılıp kendisine biat edilir ve zafere kadar dışarıya bilgi sızdırılmaz. Başka herhangi bir devleti köklerinden sarsacak bu yaman kriz, yalnız Kosova’da ve Balkanlarda değil, Osmanlı Devleti’nin Anadolu topraklarında da yeni bir atılımın işaret fişeği olur.
