Biraz önce gördüm bir Kemalist ablanın sözüm ona Rıza Nur’a deli yaftası vurup inanılmaz güvenilmez bir adam olduğunu ispata çalışmış kendince de hatıratından kesitler sunmuş ona görede Rıza Nur güvenilmez biriymiş! Şimdi gelelim tahliline…
Rıza Nur hatıratında kendisi itiraf etmese bu hayatta kimsenin bilme ihtimali olmadığı kendi özel hayatından pasajlarda koymuş hatıratına
Tek taraflı bakmayı marifet sayan zihniyet bakın gördğnüzmü bu adam tam şizofren tam deli ya adam bir erkeğe aşık oldum diyor siz de bu adama güveniyorsunuz.
Geçiyorlar oradan Abdülhamid Han için söylediklerine; o vakit bunlar da doğru bunu da kabul edeceksiniz diyorlar kendi akıllarınca. Ne usül biliyorlar ne metod! Kendi eşinin aldatmasına varıncaya kadar yazmış Rıza Nur… Bunları hiç şu pencereden düşünüp tahlil etmeye tenezzül dahi etmiyorlar veya beyinleri buna müsait değil…
Ya adam burada ‘ben kendime bile acımadım bunları anlatmasam kim bilecek; bakın kendi hakkımda bile bu kadar acımasız ve doğru şeyler yazdım’ demeye getiriyor; lakin bunlarda bunu anlayacak ne çap var ne de akıl! Sadece iftira, uydurma ve deli deyip itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar hepsi bu…
Halbuki adamın hatıratında yazanların bir çoğunu Kemalist kaynaklar ve hatta resmî devlet evrakları bile doğruluyor ama gelde anlat!
Örneğin Mustafa Kemal’in ülkeyi Bolşevizme teslim etmek istediğini ve buna da kendisinin engel olduğunu söyler. Üstelik Rusya’dan bir Bolşevik İslam ordusunun geleceğini ve memleketi kurtaracaklarını anlattığını söyler Mustafa Kemal’in. Diyecekler ki iftira zinhar yalan; iyi de 11 Mayıs günü Mustafa Kemal bizzat Meclis’te bugün bolşevik İslam ordusu Bakü’ye girdi oradan Ermenistan’a gidecek diyor. Tabi Rıza Nur uydurmuş sorsan bunlara göre.
Mustafa Kemal’in Azerbaycan’ı nasıl peşkeş çektiğini Halil kut Paşa’dan dinlediğini anlatıyor üçüncü cildinde. Yine uyduruyor Rıza Nur bunlara göre, lakin bizzat Mustafa kemal 14 Ağustos 1920 günü Meclis’te nasıl dahilleri olduğunu kendisi anlatıyor. Yetmiyor Mehmet Perinçek Türk Rus ilişkleri kitabında Rus belgeleriyle olayın nasıl cereyan ettiğini tahsilatıyla anlatıveriyor. Bunun hakkında onlarca belge var; lakin en çarpıcısı bizim Meclis’te 11 Şubat 1922 günü Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaş’ın dediği
‘İstiklal Harbinin başından beri en çok yardımı Ruslardan gördük!’ Neden efendiler, dedikten sonra
‘Çünkü koskoca Azerbaycan hükümetini peşkeş çektik efendiler!’ diyor.
Devam edelim Rıza Nur beyin yalancılığına(!):
Eskişehir Kütahya muharebeleri kaybedilmiş Eskişehir boşaltılacak oradaki kıymetli evrak ve kurtarılması icap eden ne varsa alınacak. Lakin Ankara hükümeti iki vagon dolusu Ermeni ve Rum fahişe getiriyor Eskişehir’den… Bak sen şu iftiracıya diyeceklerdir Emin’im Kemalistler. Lakin 2 Ağustos 1921 günü Meclis’te bunu kendisi söylüyor üstüne giden olmuyor hükümetten. 8 Aralık 1921 günü Erzurum mebusu mehmet Salih efendide gündeme getiriyor ve ihanetle suçluyor bunu yapanları. Lakin yine üstü kapatılıyor bugüne kadarda kimse ne görüyor ne de biliyor bu muhabbetleri…
Kısaca sadece üçtane örnek verdim Rıza Nur’un doğru yalanlarına oturup akşama kadar yazsam bitmez bu doğru yalanlar. Lakin tüm Kemalistler bunları görüp incelemek yerine sadece yalancı demeyi tercih edip geçiyorlar. Tarih böyle okunmaz böyle incelenmez!
Elbette her hatırat hissidir biraz yazan kendi penceresinden bakar kendini merkeze oturtur bu tabidir
Lakin tek o söyledi diye doğru kabul edilmeyeceği gibi inkarda edilemez; sadece diğer kaynaklarla karşılaştırma yapılır. Şayet birden fazla kaynakla doğrulanırsa hatıratın sahibinin söyledikleri tartışılmaz bir delil olarak kabul edilir ve kullanılır. Hele devlet evraklarıyla doğrulamıyorsa yazarın dedikleri kimse şüphe dahi edemez onlardan. Lakin gelin görünki Rıza Nur’un doğru yaşamlarını çürütemeyen ahmak sürüsü sadece deli demekle birşeyleri düzelttiklerini sanıyorlar!
Bize inanmayan aklı evvellere tavsiyem verdiğim tarihlerden Meclis zabıtlarını açsınlar okusunlar bakalım ne kadar doğru yalanlar söylemiş Rıza Nur kendileri görsünler kaldiki kısa tuttum yalnız üç tane örnek gösterdim. Bundan sebep şayet dertleri hakikat ise açıp bakarlar; yok ideoloji ise diyecek sözümüz yoktur; hidayet dilemekten başka…
Umarım birileri görür bu yazıyıda kulaklarına kar suyu kaçar gözleri açılır!
Selam ve dua ile,
Ali Akbaş
