İnanmak istesekte istemesekte bu ülkede hala 1923 ile 1950 arasını tam bağımsız, çok modern bir Türkiye toplumu zanneden masal tarihinin zehrini bünyesinden atamayan tipler dolu ve sayıları her geçen gün artmakta. Sebebi de hala bir yalanlar manzumesi olan resmi tarih tezinin günümüzde bile mekteplerde okutulup gitmesi…
Halbuki o devirlerde belirli bir zümre hariç kaldıki nüfusa oranı %1 bile değildir üstteki resim gibi bir depdebeli hayat sürüyor
Geri kalan ahalinin en az yarıdan fazlası açlık ve yoksulluk içinde kıvranıp duruyor.
Hiç öyle kitap falan kaynak gostermiycem bunların doğruluğuna dair
Kendi babaannem 1910 doğumludur bunların asrı saadet sandığı yıllarda çocukluk ve gençliğini yaşamış biridir
Ağlayarak anlatırdı yokluk yıllarını üstte yok başta yok. Unun içine yenilebilir otları kurutup karistirip unu çoğaltmaya çalıştığını. Büyük halam ki hala hayattadır ben otlu ekmek yemem diyemezmis çok afedersiniz lakin ben boklu ekmek yemem diyerek aglarmis dili dönmediği için ondanda çok defa dinlemisimdir o günleri gözleri dolu dolu…
Olur bazen hıçkırıklara boğulup ağladığını bilirim.
Oyun geliyor bu arkadaslara biliyoruz uyduruyor diyorlar tüm bu gerçeklere
Ortada ne hal soran bir devlet var nede yemek ikram eden birileri halk nerdeyse tamamen böyle yaşıyor kimsede yok anlayacağınız
Tabi bizde taaaa orta…
Asya’dan kalma bir gelenek var devlet babadır o babanın fiiliyattaki temsilcisi o günkü idarericidir
Haliyle iyi kötü devlet var kendini hatırlatıyor arada
Nasıl mı
Askerlik vakti gelince alıp götürüyor 4 yıl memleketine donmemecesine geride çocuk eş kim varsa. Bir tek güvencesi var askere gidenin o da Allah Azze ve Celle…
Onu da inkara başlamış idare
Berbat yıllar anlayacağınız
Devletin kendini hatırlatması hep böyle şeylerle
Ya lazimsindir çağırıyor askere
Yada modernleşiyoruz diyerek başlıyor devrimlerine
Dedikya üstte yok başta yok ayağa giyecek çarık yok boğazdan geçecek lokma bile sınırlı
Başa şapka takmayan çekiliyor iplere
Şaşılacak şey
Kitap değil anlattıklarım bu gerçeklerin canlı tanıklarından dinlediklerim
Evladım su ağacın dili olsada konuşsa
Ahhh su cadde bir dile gelse
Baba olan devlet yok
Bu milletin tanıdığı uğruna canlar verdiği devlet bu devlet değil
Lakin elden ne gelir
Lokma bile sınırlı dedik ya
Hatırlatıyor devlet arada hep kendini lakin boğazından geçecek tek bir yardımla değil
İleriye gideceğiz diyerrek yapılan onca ihtilal onca devrimle…
İnsanlar aç
Yormuş on yılı aşkın savaş milleti
Her evden en az bir şehit gitmiş dönmemiş geriye
Dönen ya sakat ya hasta
Çaresizlik dizz boyu
Gidecek yer yok
Devlet baba dikilmiş tepelerine varını yoğunu sat sapkasiz giremiyorsun şehire
Koskoca köylerden para toplanıp alınan üç beş şapka konulmuş muhtarlıklara
Şehirde kimin isi varsa giyip gitmiş şehrine
Dedik ya zor yillar berbat ötesi yıllar
Koyup iki yalan konuşan resimle aklanmaz bunca zulüm bunca eyvahlar
Hatırlatacak illa kendini devlet baba
Açmısin tokmusun diyen yok
Ayağında çarığın olmayabilir onlara göre
İlgilenmiyor devlet baba altta olan giysilerle
Onlara göre varsa başta şapka bitiyor bütün mesele
Hey hat bu nasıl zulüm bu nasıl bir işkence
Vakit geçiyor köyler biraz daha şanslı en azından kosmuyor hergun devrim peşinde devlet babanın…
Devrim yapası tutunca tanıyor köylüyü
Haricinde ilgilenmiyor hiç bir haliyle
Vakit geliyor
Çıkıyor biri minareye
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Aman Allahım bu nedir ne diye çıkmış minareden böyle anlamsızca böğürür
Kimseler anlamıyor
Sebebini lakin boğazdan geçecek lokma
Sınırlı jandarma koşuyor teftisten teftişe
Bu kez baba kararlı devrimi yürütmeye
Köy köy dolaşıyorlar minareden Allahuekber diye ses edeni alıp götürüyorlar
Sansliysan bir iki dayakla geri dönüyorsun değilsen akıbet meçhul
çare arıyor köylü…
1400 yılık Allah’ı olmuş tanrı! Ağır geliyor köylüye, ne yapsak ne etsek herkes düşünmekte.
Diyorlar jandarma sürekli bekleyemez nöbetçiler dikelim bir kaç köşeye
Jandarma gelirse Tanrı uludur deriz
Yoksa Allahuekber der
Tanrı dedigimiz için Allah’a tövbe ederiz
Uzar gider bu manzarayı umumiye…
Rahmetli dayım medrese eğitimi almış son derece ilmi yönden donanımlı bir hocaydı
Eski yazıyı okur yazar yeni yazıya çok değer vermezdi
Okuyamıyorum oğlum derdi
Anlatır anlatır ağlardı i günleri.
Dedik ya fotograflar yalan söyler diye konuşmaz fotoğraflar bir alanı gösterir. Oysa o pozun çekildiği yerin on Metre ilerisi çöplük bile olsa bilme ihtimalin dahi yoktur.
Biliyoruz yine gelecek bu arkadaşlar bin türlü hakaret edecekler
Uydurdun yalancısın diyecekler
Yetmeyecek türk düşmanı devlet düşmanı ilan edecekler
Adam gibi cevap vermek yerine. Fakat hakikatleri ne yalanlayabilecekler resmi maddi deliller ile ne de bir fikir üretebilecekler.
Sadece hakaret edip yalanladiklarini susturduklarini sanıp klavye ardındaki rahatlığı sececekler oysa bunları yalanlamanın yolu çok basit
Girecekler nete üç beş devlet evrakı inceleseler görecekler asrı saadet saydıkları o berbat yılları
Umudumuz yok ama
Belki biri çıkarda bir iki evrak atar o asrı saadete ait halkin bolluk bereket içinde yüzdüğü ne dair de utaniriz bizde ahirete gidince sorarız atalarımıza neden kandirdiniz bizleri diye.
Çıkar mı dersiniz böyle birileri?
Sanmıyoruz lâkin ümit işte…
