Kategori: Cumhuriyet Tarihi

Kâzım Karabekir Paşa 73 Yıl Önce Sansürcüleri Böyle Uyarmış: “Hakikatlerin Örtbas Edilmesi Tarihimize Karşı Suçtur”

Cumhuriyet devrinde mazinin yıkılması ve tarihin gerçekler­den koparılması girişimlerine karşı göğsünü siper ederek unutulmaz ikinci bir millî mücadele vermiş bulu­nan Kâzım Karabekir Paşa’nın aşağıda bu hâliyle ilk kez yayımladığımız 29 Eylül 1944 tarihli mektubu yakın tarih tartışmalarına ışık tutması bakımın­dan çok mühimdir. 2. Dünya Savaşı yıllarında yakın ta­rihteki bütün emeklerinin silindiğin­den mustarip iki paşa arasındaki […]

27 Mayısçılar Ellerinden Gelse Ezanı Yeniden Türkçe Okutacaklardı

1932-1950 arasında CHP iktidarı tarafından icra edilen ezan zulmü 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da canlandırılmak istenmişti. Ezan-ı Muhammedî tam 18 yıllık ‘gurbet’ veya mahpusluk döneminin ardından yeniden Türkiye ufuklarında çınlamaya başladıktan sonra dahi Türkçe ezana dönmek için uğraşan habis ruhlular hep var oldu.

Hepimiz Âsım’ız!

Çanakkale’de, Âkif’in “Âsım’ın Nesli” adını verdiği gencecik vatan evlatlarının kanlarıyla yazdıkları muhteşem destanı, Gelibolu’dan binlerce kilometre uzakta ama adeta şehitlerin ruhlarıyla birer birer görüşerek tabii mürekkeple ve ama gözyaşlarıyla da ak kâğıdın damarlarına enfes bir sülüs kitabe gibi kazımış bulunuyor Millî Şairimiz.

Zafersiz Kahraman: İnönü

“Askerlik hayatında komutan olarak hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir. O adeta yok hükmündedir.” Bir ara Ülke TV’de Sıradışı Tarih programını beraber yaptığımız Turgay Güler’in bir programdaki sorusuna yukarıdaki cevabı verince “Vayyy, kahraman Paşamız İnönü’nün savaşlarındaki dehasını inkâr etmek […]

19 Mayıs Neden Gençlik ve Spor Bayramı Olarak Kutlanıyor?

23 Nisan’ı Mustafa Kemal’in çocuklara armağan ettiği de ideolojik bir köpürtme ve gözboyamacılıktan başka bir şey değildir.

Üstelik bu bayram, kısa bir süre sonra amacından sapmış, başlangıçta İstiklal Harbi şehit ve gazi yetimlerinin yararına Himaye-yi Etfal Cemiyeti tarafından düzenlenen bir kutlama iken (güzel elbise giydirilerek yetimlerin sevindirilmesi amaçlanmıştı) kısa sürede çocuklar üzerinden büyüklerin servet ve makamlarını ilan etme yarışına dönüşmüştür.

Lozan ve Sonrasında Yunanistan’a Verilen Tavizler

Rauf Orbay’ın ölmeden önce söylediği gibi zafer… zafer… diye tutturulmasaydı, belki de halkımızda bir Lozan şuuru oluşabilecekti. Kayıplarımıza içimiz sızlayacak, bu toprakları niye kaybettiğimizi sorgulayacak ve şuurumuzun bir kaplan gibi kayıplar üzerine hamle yapmasına kimse mani olamayacaktı. İşte bu yılki Lozan sezonu açılınca bilgi sefaletinin ülkede nasıl kol gezdiğini hep beraber görmüş olduk…

“Tarihi Temizlemek Sahte Kahramanlardan”

Mustafa Kemal’in adını bile anmadığı Sabetayist Hasan Tahsin’in solcu ve Sabetayist gazeteciler eliyle nasıl kahramanlaştırıldığını Prof. Tuncer Baykara, Emniyet Genel Müd. Arşiv ve Dokümantasyon Dairesi eski Başkanı Eyüp Şahin, Doç. Turan Akkoyun ve araştırmacı-yazar Ertuğrul Düzdağ ile merhum Erdoğan Sorguç’un sorgulamalarından bütün tafsilatıyla öğreneceksiniz.

Mezar Taşını Okuyamayan Tarihçiler “Yarattınız”

Akademik olarak (yanlış sayfa numaraları ve kaynakları birbirine karıştırmak gibi) fahiş hatalarla dolu ve “tezi” belli olmayan, özellikle sonuna usulen konulan iki belgede 49 okuma yanlışı tespit ettiğim malul “tez”in asıl tenkidine daha sonra gireceğim. Burada akademisyenimizin bir mezar taşındaki talik kitabeyi bile okuyamadığını teşhirle yetineceğim.

Harf İnkılâbının Akademik Laneti

Atatürkçüyüm dediği anda objektifliğini kaybediyorsa tarihçi -ki hakikat böyle- o zaman Türkiye’deki İnkılâp Tarihi bölümlerinde üretilen çöpleri hangi yeraltı mağarasına gömsek anında kusar. Hepsi defolu ve doğuştan sakat tezler, kitaplar, makaleler, sempozyumlar… Bu güne kadar Lord Kinross ve Andrew Mango’nun eserleri çapında bir Atatürk biyografisi yazmayı becerememiş, Gotthard Jaeschke ayarında titiz ve Kemalist taraftarlık havasından uzak etüdler kaleme alamamış bir güruhla karşı karşıyayız. Mete Tunçay, Ahmet Demirel, Mehmet Alkan ve Cemil Koçak gibi birkaç istisnayı bir kenara koyarsak maalesef bu nevzuhur sahayı dolduranların gölgesi cehenneme kadar uzamaktadır.

Yukarı