Demek ki menfaatimiz gerektirdiğinde Lozan’ı pekâlâ delebilmişiz. Ne yani? Yunanistan faraza 12 adadan birini bize vermeye kalksa ‘Lozan’ı deldirmeyiz’ diyerek almayacak, hükümet almaya kalkınca da ‘Cumhuriyet mitingleri’ mi düzenleyeceksiniz? Böyle bir marazi kafa yapısına değil devleti, bakkal dükkânını bile emanet etmek caiz değil.
Tarihin Buluşturduğu İki Lider: Abdülhamid ve Erdoğan
Üstelik geçmişteki haksızlıklara bilmecburiye sessiz kalmış büyüklerinin de intikamlarını alıyordu gençler. Sultan Aziz’in kanını dava edememiş, Sultan Abdülhamid’in ahının öcünü alamamış, 55 yıl önce Adnan Menderes’in idamında hıçkırıkları boğazında düğümlenmiş bağrı yanık nesillerin çocukları “Hepsini yediniz ama Erdoğan’ı size yedirmeyeceğiz!” diye haykırıyorlardı tarihin pütürlü yüzüne.
Kûtu’l-Amâre Kahramanlarını İngiltere Değil, Cumhuriyet Cezalandırdı
Hem ABD’nin umurunda mıydı İngilizleri yendiğimiz zafer? Asıl dert İngilizlere düşüyordu. Onlar değil miydi 1939’da parasını ödediğimiz Muavenet-i Milliye adlı muhribimizi harpte kullanıp eskittikten sonra 1946 yılında törenle bize teslim edenler… Hem de İsmet Paşa ve Şükrü Saracoğlu’nun İstiklal madalyalarını takarak (!) katıldıkları resmî bir törenle.
Kûtu’l-Amâre zaferi neden unutturuldu?
29 Nisan 1916 günü Kûtu’l-Amâre’ye sıkışmış bulunan General Townshend komutasındaki 13 bin kişilik İngiliz tümeni 143 günlük bir kuşatmadan sonra Osmanlı kuvvetlerine kayıtsız ve şartsız teslim oluyordu. Bu, Majestelerinin ordusunun o zamana kadar uğramış olduğu en büyük “yüz karası”ydı.
Parantezlerin Arası
Saatler gece yarısından sonra 02.00’yi vururken uykularından uyandırıldılar. Kendilerine hızlıca giyinmeleri söylendi. Nihayet hazır olduklarında, tam 78 gündür dışarıyla irtibatları tamamen kesilmiş biçimde tutuldukları evin bodrum katına indirildiler. Başlarındaki nöbetçiye niçin yataklarından kaldırılıp bodruma indirildiklerini sorunca, aldıkları cevap ikna ediciydi: “Düşmanlar yaklaşıyor, güvenliğinizi sağlamak zorundayız!” Ancak az sonra daracık odaya silahlı adamlar doluştu ve komutanlarının […]
Latife Hanım Konuşursa Neler Olur?
“29 Ocak 1923 Pazartesi- 4.00 sonra Kemal Paşa’nın nikâhına gittik. Paşa Latife Hanım’la karşılıklı oturdular. Fevzi Paşa ve ben Paşa’nın şahidi olarak tarafeynine (iki tarafına). Vali Abdülhalik Bey’le, yaveri Salih Bey hanımın tarafeynine. Paşa imama dedi ki: Ben Latife Hanım’la evleneceğim, muamele-i lâzımesini (gerekli işlemi) yapınız. İmam da tarafeyne (iki tarafa) sordu. Mihr-i muaccel beynehümâda (gelin ile damat aralarında halledecek), mihr-i müeccel 10 dirhem gümüş olarak nikâh kıyıldı.” (Günlükler, 2, YKY: 2009, s. 843-844)
Kâzım Karabekir Paşa 73 Yıl Önce Sansürcüleri Böyle Uyarmış: “Hakikatlerin Örtbas Edilmesi Tarihimize Karşı Suçtur”
Cumhuriyet devrinde mazinin yıkılması ve tarihin gerçeklerden koparılması girişimlerine karşı göğsünü siper ederek unutulmaz ikinci bir millî mücadele vermiş bulunan Kâzım Karabekir Paşa’nın aşağıda bu hâliyle ilk kez yayımladığımız 29 Eylül 1944 tarihli mektubu yakın tarih tartışmalarına ışık tutması bakımından çok mühimdir. 2. Dünya Savaşı yıllarında yakın tarihteki bütün emeklerinin silindiğinden mustarip iki paşa arasındaki […]
Osmanlılar Kudüs’ün Hizmetkârları
Mekke, Medine ve Kudüs. İslam inanç ve medeniyetinin sacayağı bunlar. İslam’ın kalbgâhını teşkil ediyorlar. Üçü de birer “harem-i şerif” barındırıyor sinesinde. Başka bir deyişle bir Müslümanın ölmeden önce gitmesi gereken üç kutlu mekânı.
Sultan Vahidüddin’in Kur’an’ın Basılmasını Yasakladığı Yalanı
Maalesef tarihe belgeleri eğip bükerek istediğini söyletme vak’alarının sayısı zannettiğimizden çok daha fazla. Hatta bu gayretkeşlik “iyi” diye bildiğimiz tarihçilerin kitap ve yazılarında dahi zaman zaman karşımıza çıkabiliyor. Bu durumda hakkında çatla patla bir buçuk sayfalık bilgi bulunan bir tarihî kişilik hakkında yüzlerce saatlik dizi film çıkaran senaristlere şaşmamak gerek. Mesela Sultan II. Abdülhamid’in sözde […]
Sultan Abdülhamid Şifresi
Tam 33 yıl süren ve Sultan IV. Mehmed’den sonraki en uzun süreli hükümdarlığı sırasında en ağırı 93 Harbi’nde olmak üzere bazı toprak kayıpları yaşanmış olmasına rağmen imparatorluğun geleceğini emanet edeceği Müslüman omurgayı büyük ölçüde zedelenmeden korumayı başarmıştı.
